4 Mart 2024

icraguncesi.com

İcra Hukukuna dair HERŞEY….

ihtiyati haciz kararı verilmesi gereken hallerde ihtiyati tedbir kararı verilemez

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO : 2014/7-2492
KARAR NO : 2017/11 Y A R G I T A Y İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Yargıtay 7. Hukuk Dairesi (İlk Derece)
TARİHİ : 19/09/2014
NUMARASI : 2013/4-2014/1
DAVACI : …………… vekili Av………
DAVALI : T.C. Adalet Bakanlığı ‘na izafeten Maliye Hazinesi vekili Av. ……….
İHBAR OLUNAN : ……….

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 7. Hukuk Dairesince;
“DAVA :
Davacı vekili yargısal faaliyet nedeniyle 6100 sayılı HMK’nun 46. maddesine dayanarak maddi tazminat talebinde bulunmuş ve dava dilekçesinde özetle;
İşçilik alacağını taleple ……… İnşaat Tur. ve Tic.Ltd.Şirketi aleyhine Antalya/Kemer Asliye Hukuk mahkemesine (İş Mahkemesi sıfatıyla) açtığı 2009/202 E, 2012/194 K. sayılı dava dosyasının yargılaması esnasında, alacaklarını teminat altına almak ve davalı şirketin mal kaçırmasını önlemek amacıyla, davalı şirket adına Kemer İlçesi, Yeni Mh.464 ada 6 nolu parsel kaydına tedbir konulması talebinin uygun görülüp 07.05.2009 tarihli tensip tutanağı ile teminatsız olarak karar verilerek kabul edildikten hemen sonra davalı şirket vekilinin aynı tarihteki itiraz başvurusu üzerine bu defa aynı mahkemece “taşınmazdaki tedbirin 10.000 TL nakdi veya 20.000 TL meblağlı Banka Teminat Mektubu karşılığında kaldırılmasına 08.05.2009 tarihinde karar verildiği, söz konusu tedbirin bu şekilde kaldırılmasından kısa bir süre sonra 02.06.2009 tarihinde taşınmazın 10.500,000 TL bedel karşılığında davalı şirketçe satılıp elden çıkartılmış olması nedeniyle, mahkemenin sonuçta davanın kabulüne karar vererek lehlerine hükmettiği işçilik alacaklarını tahsil edemediklerini,
Bu şekilde davaya konu haksız, hukuka ve yasaya açıkça aykırı şekilde mahkemece verilen “tedbir kararının kaldırılması” niteliğindeki karar nedeniyle HMK 46. madde gereğince müvekkilinin dava tarihi itibariyle uğradığı zarar olan 58.358,41 TL (fazlaya ve diğer tüm hukuksal haklara ilişkin haklar saklı kalmak üzere maddi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine; yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin de davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
CEVAP :
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde davanın süresinde açılmadığını, ayrıca HMK’nın 46. maddesinde belirtilen koşulların gerçekleşmediğini öne sürerek davanın zamanaşımı nedeniyle ve esastan reddine karar verilmesini savunmuş, HMK’nın 49’cu maddesi hükmü uyarınca yersiz açılan dava nedeniyle davacının “disiplin para cezasına mahkum edilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine” karar verilmesini talep etmiştir.
İhbar olunan, 26.06.2014 tarihli cevabi yazısında özetle; Davada taraf sıfatı ve husumet ehliyetinin bulunmadığını,
Davanın zamanaşımı süresi içinde açılmadığını, davacının “tedbir kararına karşı hiçbir yasal yola başvurmadığı gibi; ne tedbir kararına ne nihai karara karşı temyiz yoluna gitmediği gibi, davalı şirketin iflasının ertelenmesi davasına da müdahil olmadığını, davacının üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediğini MK.2. Maddesi anlamında “iyi niyetle” hareket etmediğini,
Kendisinin kusurlu olmadığını, davanın öncelikle ön inceleme aşamasında reddini savunmuştur.
GEREKÇE :
Dava, hakimin hukuki sorumluluğuna dayalı “maddi tazminat talebine” ilişkindir.
Hakimlerin yargısal faaliyetleri nedeniyle sorumlulukları, HMK’nın 46-49 maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Yasada gösterilen sorumluluk nedenleri düzenlenmiş amacına uygun bir şekilde sınırlı ve sayılı durumları ifade etmektedir.
Davaya konu somut olayda; “yasaya açıkça aykırı bir şekilde verilip, itiraz üzerine yine aynı şekilde, yasaya ve konuluş amacına aykırı olacak biçimde vazgeçildiği iddia edilen “TEDBİR KARARI”nın, konuluş ve kaldırılış usulünün yanlışlığının sonuçta, zarara sebebiyet vermesi nedeniyle, maddi tazminat talebiyle davanın “hakimin hukuki sorumluluğu” çerçevesinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Dava dilekçesi ve tarafların aşamalardaki beyanları ile dosyaya sundukları tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde;
Davacının, davaya konu olan mahkeme işleminde (hukuka aykırı olduğu savunulan tedbir kararının alınması ve kaldırılmasında) Hakim’in şüphe uyandıracak kadar kusurlu olduğu hususunu dile getirdiği halde yargılamanın hiçbir aşamasında reddi hakim talebinde bulunmak, duruma göre Hakim hakkında şikayette bulunmak ya da tedbir kararının kaldırılması aleyhine yasal itiraz hakkını kullanmak veya davanın sonucuyla ilgili gerekçeli kararın kendisine tebliğiyle birlikte temyiz yoluna başvurduğu hususunda hiçbir delil sunmadığı gibi,
Davacı vekilinin, Ön önceleme duruşmasının yapıldığı 11.07.2014 tarihli duruşmada özetle; “yasal yollara” başvurmamalarının sebebini, tazminat davasını bir an önce açmak için zaman kaybetmek istemediklerini ve bu nedenle sair yasal yollara başvurmadıklarını dile getirdiği anlaşılmaktadır.
Davanın esası itibariyle tazminat talebinin, yasa yolları açıkça düzenlenmiş bulunan ve özü hatalı olduğu ileri sürülen yargısal nitelikteki işlem ve kararlara ilişkin olduğu hususunda bir tereddüt bulunmadığı gibi, Hakimin, özel amaçla kasıtlı davrandığı konusunda soyut iddia dışında, somut herhangi bir delil de dava dosyasında bulunmamaktadır.
Somut olayda, HMK’nın 46. maddesinde sayılan hukuki sorumluluk nedenlerinden hiçbirisinin bu davada mevcut olmadığına kanaat getirilmiş, bu gerekçelerle davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 49. maddesi uyarınca; öngörülen “disiplin para cezası” ile ilgili, yeniden değerleme oranı ile dava konusu olayın gelişimi ve dosyaya yansıyan olgular gözönünde tutularak, takdiren hüküm fıkrasında yazılı miktar tutarında disiplin para cezasına ayrıca hükmolunmuştur.
HÜKÜM :
Belirtilen gerekçeler ışığında;
1-HMK’nın 46. maddesinde öngörülen sebepleri bulunmadığından, sübuta ermeyen davanın REDDİNE,
2-HMK’nın 49. maddesi uyarınca takdiren 650.00 TL disiplin para cezasının davacıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine,
3-Davanın reddi nedeniyle alınması gereken 25,20 TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 24,30 TL başvuru harcının düşümü ile geriye kalan 0,90 TL harcın davacıdan alınmasına,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı yararına takdir olunan, 5.839,42 TL nispi avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin, üzerinde bırakılmasına,”
Dair oybirliği ile verilen 19.09.2014 gün ve 2013/4 E., 2014/1 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

                                          HUKUK GENEL KURULU KARARI

Davacı tarafın temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü:
Dava 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili müvekkilinin işçilik alacaklarının tahsili amacıyla ……… İnşaat Tur. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine Kemer Asliye Hukuk Mahkemesinde (İş Mahkemesi sıfatıyla) ihtiyati tedbir istemli dava açtıklarını, Kemer Asliye Hukuk Mahkemesinin İş Mahkemesi sıfatıyla 2009/22 E. sayılı dosyasında görülen davanın 07.05.2009 tarihli tensip tutanağı ile ihtiyati tedbir istemlerinin kabul edildiğini ve davalı şirket adına kayıtlı Kemer ilçesi Yeni Mahalle 464 ada 6 parsel sayılı taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulduğunu, davalı şirket vekilinin itirazı üzerine 08.05.2009 tarihli celsede, 10.000,-TL nakdi teminat veya 20.000,-TL teminat mektubu karşılığında ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verildiğini, ihtiyati tedbirin kaldırılmasından hemen sonra 02.06.2009 tarihinde söz konusu taşınmazın satıldığını, dava sonunda 58.358,41 TL’nin davalı şirketten alınarak müvekkiline ödenmesine karar verildiğini, ancak anılan taşınmazın satılması nedeniyle müvekkilinin sadece dosyada teminat olarak yatırılan 10.000,-TL’yi tahsil edebildiğini, mahkeme hakiminin HMK’nın 46/b-c-e maddelerine aykırı karar vermek suretiyle davacıyı maddi zarara soktuğunu belirterek tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı Maliye Hazinesi vekili cevap dilekçesinde davanın süresinde açılmadığını, davada HMK’nın 46. maddesinde yazılı koşulların oluşmadığını ve davacının iddialarını ispata yetecek yazılı delil göstermediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İhbar olunan hakim sunduğu beyan dilekçesinde davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, dava sonucunda verilen kararın icra edilememesi ile kendisinin verdiği karar arasında illiyet bağı olmadığını, ihtiyati tedbir kararının kaldırılması kararına karşı yasal yollara başvurulmadığını, davanın esasına ilişkin olarak verilen kararın temyiz edilmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Özel Dairece yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hakimlerin yaptıkları işlemlerden ve verdikleri kararlardan sorumlu olabilmeleri için öncelikle yaptıkları işlemlerin ve verdikleri kararların hukuka aykırı olması gerekmektedir. Hukuka aykırılık gerçekleştikten sonra Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46. maddesinde sayılan hukuki sorumluluk nedenlerinden hangisinin uygulanacağı belirlenmelidir. Hukuka aykırılık unsuru yoksa zarardan ve dolayısıyla hakimlerin sorumluğundan söz edilemez.
Hukuka aykırılık kusur sorumluluğunun ve dolayısıyla haksız fiilin kurucu unsurlarından biridir. Hukuka aykırılık kavramı kanunlarımızda ve özellikle haksız fiile ilişkin Türk Borçlar Kanununun 49 uncu maddesinde tanımlanmış değildir. Öğretide benimsenen bir tanıma göre hukuka uygunluk sebeplerinden birinin bulunmaması halinde, başkasına zarar vermeyi yasaklayan veya zararlı sonucu önlemek amacıyla belirli bir davranışı emreden hukuk kurallarına aykırı her davranış, hukuka aykırıdır (Eren, F.: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 16.b., Ankara 2014, s.586).
Hukuka aykırılığın kusur sorumluluğunun kurucu unsuru olduğu belirlendikten sonra yargısal faaliyetin icrası sırasında ihbar olunan hakimin eyleminin bu unsuru içerip içermediğine bakmak, bir diğer ifade ile somut olay bakımından hakimin tedbir kararını kaldırmasında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığını tespit etmek gerekir.
Bu değerlendirmeyi yapmak için öncelikle ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kavramları üzerinde durulmalıdır.
İhtiyati tedbirler hali hazırda görülmekte olan veya ileride açılacak bir davanın sonucunun etkisiz veya anlamsız kalmasını önlemek için başvurulan geçici nitelikte ve kural olarak kanunla belirlenmiş önlemlerdir. Özel düzenlemeler bir kenara bırakılacak olursa ihtiyati tedbirlere ilişkin temel düzenleme Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389 ve devamı maddelerinde yer almaktadır.
İhtiyati haciz ise alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini garanti altına almak için mahkeme kararı ile borçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulmasıdır. İhtiyati hacze ilişkin düzenleme ise amacına uygun biçimde alacakların tahsili usullerini gösteren İcra ve İflas Kanununda düzenlenmiştir (m.257 vd.).
İhtiyati haciz bir para alacağının geçici olarak teminini amaçlarken ihtiyati tedbir ferdileştirilmiş muayyen bir talebin teminini hedef tutmaktadır. Bu nedenle ihtiyati haciz kararı verilmesi gereken hallerde ihtiyati tedbir kararı verilemez (Saldırım, M.: İhtiyati Tedbir ve İhtiyati Haciz Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme, TBB. Dergisi, 1997/2, s:203-210).
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davaya konu Kemer Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/202 E. sayılı dosyasında davacı ……………’in davalı ……… İnş. Tur. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine işçilik alacağı istemli dava açarak davalının maliki olduğu taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulmasını istediği, mahkemece 07.05.2009 tarihli tensip tutanağı ile davalının taşınmazı üzerine teminatsız olarak tedbir konulduğu, davalının itirazı üzerine 08.05.2009 tarihli oturumda 10.000,00 TL nakdi teminat veya 20.000,00 TL teminat mektubu karşılığında ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, para alacağına ilişkin bir davada ihtiyati tedbir kararı verilmesi hukuka uygun olmadığından, verilmemesi gereken ihtiyati tedbir kararının itiraz üzerine kaldırılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Yapılan açıklamalara, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilamı harcı peşin alındığından başka harç alınmasına mahal olmadığına, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.01.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.