4 Mart 2024

icraguncesi.com

İcra Hukukuna dair HERŞEY….

İstihkak prosedürünün ihtiyati hacizlerde de uygulanabileceği

İstihkak prosedürünün ihtiyati hacizlerde de uygulanabileceği

      T.C.
       YARGITAY                                                                                                                                       
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO : 2017/8-1672
KARAR NO : 2019/502
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

   Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ………………. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 26/05/2015
NUMARASI : 2015/212-2015/307
DAVACI : ………………..l Temsilcilik Tic. Ltd. Şti. vekili Av. ………………..
DAVALI : ……………. Hizm. A.Ş. vekilleri Av……………..,
Av. …………….

Taraflar arasındaki “istihkak iddiası” talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda ………………. İcra (Hukuk) Mahkemesince konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve haczedilen menkullerin değerinin %40’ı oranında tazminatın davalı alacaklıdan alınarak, davacı üçüncü kişiye verilmesine dair verilen 30.07.2013 tarihli ve 2012/568 E., 2013/557 K. sayılı karar, davalı alacaklı vekilinin ve katılma yoluyla davacı üçüncü kişi vekilinin ayrı ayrı temyiz istemleri üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 20.02.2014 tarihli ve 2013/20302 E., 2014/2863 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı üçüncü kişi vekili, Bursa 8. İcra Müdürlüğü’nün 2012/7286 sayılı Takip dosyasında yazılan talimat uyarınca, Bakırköy 3. İcra Müdürlüğü’nün 2012/696 sayılı Talimat dosyasında …………….. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 28.05.2012 gün, 2012/1766 Değişik İş sayılı ihtiyati haciz kararı uyarınca yapılan 31.05.2012 günlü hacze konu menkullerin davacı üçüncü kişiye ait olduğunu, haciz adresinin ve mahcuzların borçlu ile ilgisinin bulunmadığını, alacaklının haczi kötü niyetli olarak yaptırdığını, davacı ve borçlu şirketler arasında organik bağ da bulunmadığını, borçlunun sadece davacının 28.02.2012’den beri distribütörlüğünü yaptığı Thomas firmasının 21.02.2012’ye kadar distribütörlüğünü yapan bir firma olduğunu belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına ve tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı alacaklı vekili, dava konusu haczin talimat adresinde geçen yerde yapıldığını, bu sırada borçluya ait belgelerin bulunduğunu, istihkak iddiasını kanıtlamaya elverişli delillerin sunulamadığını, faturaların bir kısmının borcun doğum tarihinden kısa süre önce, bir kısmının ise daha sonra düzenlendiğini, mahcuzların misli mal olması nedeni ile faturalar ile karşılaştırılmasının da mümkün bulunmadığını, davacının 21.02.2012’den sonra borçlunun Thomas firmasının distribütörlüğünü yapmadığını beyan etmesine rağmen resmi kayıtlarda 13.01.2011’den beri yaptığının belirlendiğini, alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı işlemler yapıldığını belirterek davanın reddine ve tazminata karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece toplanan delillere göre: dava konusu haczin dayanağı olan …………….. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne ait 2012/1766 Değişik İş sayılı kararın, Bursa 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ihtiyati haciz kararının 2013/663 Değişik İş sayılı dosyasında verilen 17.07.2013 tarihli kararla kaldırıldığı, böylece hacizlerin düştüğünün kabulü gerektiği, geçerli bir haczin bulunmasının dava şartı olup yargılamanın her aşamasında dikkate alınması gerektiği, davanın konusuz kaldığı, yargılama giderleri ile nispi vekalet ücretinin davanın açılmasına neden olan tarafa yükletilmesi gerektiği, davalı alacaklının haczin kaldırılmasını istemediği için davanın açılmasına neden olan taraf olarak kabulü gerektiği, diğer yandan teminat karşılığında takip durduğundan kötü niyet tazminatına da hükmedilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı vekili ve katılma yolu ile davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1.Dava, üçüncü kişi tarafından İİK’nun 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir.
Dava konusu haciz, …………….. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 28.05.2012 gün, 2012/1766 Değişik İş sayılı ihtiyati haciz kararı uyarınca İİK’nun 261/1. maddesindeki 10 günlük yasal süresi içinde yapılmış, aynı Kanun’un 264/1. maddesindeki 7 günlük yasal hak düşürücü süre içinde de asıl takibe geçilmiş, böylece haciz kesinleşmiştir. Sonradan yapılan itiraz üzerine ihtiyati haciz kararının kaldırılması kesinleşen hacze etki etmeyecektir.
Mahkemece işin esasına girilerek taraflarca sunulan delillerin toplanmasından sonra bir karar verilmesi gerekirken, davanın konusuz kalması nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına yönelik yazılı biçimde hüküm kurulması isabetli olmamıştır.
2.Bozma neden ve şekline göre diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesi gerekli görülmemiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı alacaklı vekili

                                      HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 2494 sayılı Kanun ile değişik 438. maddesi gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, istihkak iddiasına ilişkindir.
Davacı-üçüncü kişi vekili; Bursa 8. İcra Müdürlüğünün 2012/7286 E. sayılı takip dosyasında yazılan talimat uyarınca, Bakırköy 3. İcra Müdürlüğünün 2012/696 sayılı Talimat dosyasında …………….. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 28.05.2012 tarihli, 2012/1766 D.İş sayılı ihtiyati haciz kararı uyarınca yapılan 31.05.2012 tarihli hacze konu menkullerin borçlu Sanikom Uluslararası Pazarlama A.Ş.’ne değil müvekkiline ait olduğunu, haciz yapılan adresin ve mahcuzların borçlu şirket ile ilgisinin bulunmadığını, borçlu şirket ile müvekkili arasında organik bağ da bulunmadığını, tamamen zarar verme kastı ile müvekkilinin adresinde haciz yapabilmek için ihtiyati haciz kararının yetkisiz mahkemeden alındığını, alacaklının haciz işlemini kötü niyetli olarak yaptırdığını ileri sürerek istihkak iddiasının kabulü ile alacaklı aleyhine %40 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı-alacaklı vekili; dava konusu haciz işleminin talimat adresinde geçen yerde yapıldığını, haciz sırasında bulunan borçluya ait belgelerin davacı ile aralarında organik bağ olduğunu gösterdiğini, davacının sunduğu delillerin her zaman düzenlenebilecek muvazaalı belgeler olup istihkak iddiasını kanıtlamaya elverişli deliller olmadığını belirterek davanın reddine ve davacı üçüncü kişi aleyhine %40 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini savunmuştur.
Yerel Mahkemece; …………….. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/1766 D. İş sayılı ihtiyati haciz kararı, Bursa 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/663 D. İş sayılı ilamı ile 17.07.2013 tarihinde kaldırıldığından istihkak iddiasına konu talimat icra dairesi ile yapılan hacizlerin düştüğü, yargılamanın her safhasında geçerli haczin bulunması gerektiği, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasıyla geçerli haciz bulunmadığından açılan davanın konusunun kalmadığı, delillerin toplanma aşamasından sonra dava konusuz kaldığından yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin tam olarak hesaplanması ve haczedilen menkullerin değeri takip miktarından daha az takdir edildiğinden haczedilen menkullerin değeri üzerinden vekalet ücretinin taktiri gerektiği, bunun yanında davanın açılması ile birlikte davacı tarafından yatırılan teminat mukabili takibin tedbiren durdurulmasına karar verildiğinden ve davanın açılmasına davalı alacaklı sebebiyet verdiğinden ihtiyati haciz kararı kaldırılana kadar ki geçen safhada davalı alacaklının hacizlerden vazgeçildiğine dair beyanı da bulunmadığı gerekçesiyle konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, İİK’nun 97. maddesinin 13. fıkrası uyarınca davalı alacaklının haczedilen menkul malların değeri olan 33.500,00TL’nin %40’ı oranında 13.400,00TL kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesine, davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 3.935,00TL nispi vekâlet ücretinin davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine ve yargılama giderlerinin davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir.
Davalı alacaklı vekilinin ve katılma yoluyla davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazları üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Yerel Mahkemece önceki gerekçeye ek olarak; her ne kadar Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nce İİK’nın 261. maddesinin 1. fıkrasında 10 günlük yasal süre içinde takibe geçilmiş olması nedeniyle haczin kesinleştiği kabul edilmiş ise de İİK’nın 265. maddesinin 2. fıkrası gereğince istihkak iddia eden davacı üçüncü kişinin ihtiyati hacze maruz kaldığı tarih itibari ile süresi içinde 01.06.2012 hâkim havalesi ile …………….. Asliye Ticaret Mahkemesine yetki ve esas yönünden yaptığı itirazın, ihtiyati haczin davacı üçüncü kişi açısından kesinleşmesini önlediği, ihtiyati haciz kararının esastan kaldırılmasına karar verildiğinden alacaklı tarafından takip borçlusu aleyhine ihtiyati haciz kararı ile birlikte yasal sürede takibe geçmiş olmasının ihtiyati haczin davacı üçüncü kişi yönünden kesinleşmesi sonucunu doğurmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ihtiyati haciz kararının kaldırılmasının, istihkak iddiasına konu hacze etki edip etmeyeceği, burada varılacak sonuca göre istihkak iddiasının esasının incelenip incelenemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Haczedilen bir mal üzerinde, (alacaklı ve borçlu dışındaki) bir üçüncü kişinin, mülkiyet veya rehin hakkı gibi bir hak sahibi olduğunun ileri sürülmesine, istihkak denir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda (İİK) hacizden doğan istihkak davası (m. 96-99) ve iflastan doğan istihkak davası (m. 228) olarak ayrı ayrı düzenlenmiştir.
İİK’nun 96. maddesi “Borçlu, elinde bulunan bir malı başkasının mülkü veya rehni olarak gösterdiği yahut üçüncü bir şahıs tarafından o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia edildiği takdirde, icra dairesi bunu haciz ve icra tutanaklarına geçirir ve keyfiyeti iki tarafa bildirir.
İcra dairesi aynı zamanda istihkak iddiasına karşı itirazları olup olmadığını bildirmek üzere alacaklı ve borçluya üç günlük mühlet verir. Sukütları hâlinde istihkak iddiasını kabul etmiş sayılırlar.
Malın haczine muttali olan borçlu veya üçüncü şahıs, ıttıla tarihinden itibaren yedi gün içinde istihkak iddiasında bulunmadığı takdirde, aynı takipte bu iddiayı ileri sürmek hakkını kaybeder. İstihkak iddiasının yapıldığı veya istihkak davasının açıldığı tarihte istihkak müddeisi ile birlikte oturan kimseler yahut bu şahısların iş ortakları, iddianın yapıldığı tarihte veya istihkak davası 97 nci maddenin 9 uncu fıkrası gereğince açılmışsa davanın açıldığı tarihte malın haczine ıttıla kesbetmiş sayılırlar.” hükmünü içermektedir.
Madde metninden de açıkça anlaşılacağı gibi, istihkak iddiasının dinlenebilmesi için öncelikle, usulüne uygun yapılmış bir icra takibinin ve haciz işleminin bulunması gerekmektedir. İstihkak davası devam ederken, dava konusu mal üzerindeki haciz kalkarsa, istihkak davası konusuz kalır. Bu hâlde, icra mahkemesinin dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermesi gerekir (Kuru, B. İcra ve İflas Hukuku 1990 İstanbul, C 2, s. 1103). Davanın açıldığı tarih itibariyle geçerli bir haciz yoksa dava şartı bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Kanun haczin varlığını öngörmüş, ancak bu haczin kesin haciz olmasını aramamıştır. O hâlde istihkak davasına (m. 97) veya istihkak iddiasının reddi davasına (m. 99) kesin haciz (m.78/1) konu olabileceği gibi, geçici haciz (m. 69/1) ilave haciz (m. 100/ sondan 2. f.), tamamlama haczi (m. 139) veya ihtiyati haciz (m. 261/2) de konu olabilir (T., Muşul: İstihkak Davaları, Ankara 2015, s. 21).
İhtiyati haciz alacaklının devam etmekte olan veya henüz başlamamış olan bir takibin veya davanın sonunda alacağın ödenmesini garanti altına almak için borçlunun mallarına (önceden) geçici olarak el konulmasıdır (Arslan, R./Yılmaz, E./Ayvaz ,S.,T.: İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2007, s. 422) .
İİK’nın 261. maddesinin 2. fıkrasında “ihtiyati haciz kararları 79 dan 99 uncuya kadar olan maddelerdeki haczin ne surette yapılacağına dair hükümlere göre icra edilir” şeklinde düzenleme yer aldığından istihkak prosedürünün ihtiyati hacizlerde de uygulanabileceği anlaşılmaktadır. İhtiyati haciz esnasında açılan istihkak davasının görülebilmesi için ihtiyati haczin, dava açılırken ve dava süresince geçerli olarak devam etmesi gerekir. Yani İİK’nın 264. maddesine göre ihtiyati haczin hükümsüz kalmaması, İİK’nın 265. maddesine göre ihtiyati hacze itirazın mahkemece reddedilmesi gerekir. İhtiyati haciz kararına itiraz ve temyiz başlıklı İİK’nın 265. maddesinin 1. fıkrası borçlunun ihtiyati haciz kararına itirazını düzenlemiştir. Borçlunun ihtiyati haciz kararına itirazı üzerine ihtiyati haciz kararı kaldırılır ise buna dayalı olarak yapılan ihtiyati haciz işlemlerinin de yasal dayanağı kalmadığından kaldırılması gerekir. Ancak borçlunun ödeme emrine itiraz etmemesi nedeniyle takibin kesinleşmesinden ve ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmesinden sonra ihtiyati haciz kararı mahkemece kaldırılır ise bu durum kesinleşmiş olan takibi ve (kesin) haczi etkilemez. Yani ihtiyati haczin kaldırılmış olması nedeniyle daha önce kesin hacze dönüşmüş olan hacizlerin kaldırılmasına karar verilemez (Kuru, B. İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 1066). Takibe itiraz etmeyerek ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmesine yol açan borçlunun aldığı ihtiyati haczin kaldırılmasına ilişkin mahkeme kararının icrasıyla icra takip dosyasında kesinlemiş hacizlerin kaldırılması takip hukuku ilkeleri ile bağdaşmaz.
Üçüncü kişinin itirazı üzerine ihtiyati haciz kararının kaldırılması hâlinde karar tarihinde ihtiyati hacze dayalı olarak yapılan takip kesinleşip, ihtiyati haciz kesin hacze dönüşse dahi bu husus takipte taraf olmayan üçüncü kişiyi bağlamayacağı için ihtiyati haciz kararının kaldırılması ile birlikte dayanağı kalmayan hacizlerde kalkmış sayılır.
30.07.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4949 sayılı Kanun’la İİK’nın 265. maddesine eklenen 2. fıkra ile menfaati ihlal edilen üçüncü kişilere de ihtiyati hacze itiraz imkânı tanınmıştır. Anılan fıkranın gerekçesinde “… Nitekim İsviçre İcra ve İflas Kanunu’nda yapılan değişiklikle üçüncü kişilere de bu olanak tanınmıştır. Zira ihtiyati haciz geçici bir hukuki koruma olup, bu karar bazen karşı taraf dinlenmeden ve ispat aranmadan verilebilmektedir. Bunun sonucu olarak borç ilişkisinin dışında kalan üçüncü kişileri de doğrudan etkileyecek tarz ve içerikte ihtiyati haciz kararı verilebilmekte, üçüncü kişilerin bu durum karşısında kendilerini açık bir hükümle koruma olanağı bulunmamaktadır. Üçüncü kişilerin ileri sürebileceği itiraz sebebinin ihtiyati haciz nedenlerine veya teminata ilişkin olabileceği belirtilmek sureti ile itiraz konusundaki tereddütlerin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır…” denilmektedir.
İİK’nın 259. maddesinde üçüncü kişilerin ihtiyati haciz nedeniyle uğrayacakları zarar için tazminat davası açılması öngörülmüşken, aynı Kanun’un 265. maddesi ile 3. kişiye ihtiyati hacze itiraz hakkının tanınmasının nedeni yukarıda belirtilen hükümet gerekçesinde ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Borçluya aitmiş gibi haczedilen menkullerin üçüncü kişiye ait olması söz konusu olduğunda üçüncü kişiye İİK’nın 97 ve devamı hükümlerine göre istihkak davası açma imkânı tanınmıştır. Ancak üçüncü kişinin bu hakkın varlığına rağmen, menfaati ihlal edilen üçüncü kişilere ihtiyati haciz kararına itiraz etme hakkı tanınarak istihkak davası açma yoluna başvurmaksızın ihtiyati haciz nedeniyle bir zararın doğması önlenmek istenmiştir.
Şu hâle göre üçüncü kişinin ihtiyati hacze itiraz etmesinden sonra başlatılan takipte borçlunun takibe itiraz etmemesi nedeniyle takibin kesinleşmiş bulunmasının takip kesinleştikten sonra verilen ihtiyati haczin kaldırılması kararının icrasına bir etkisinin bulunmaması gerekir. Aksi hâlde üçüncü kişi ile arasında menfaat çatışması bulunan borçlunun takibe itiraz etmemek suretiyle üçüncü kişinin alacağı ihtiyati haciz kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldırılmasına yol açar ki bu husus İİK’nın 265. maddesinin 2. fıkrasını düzenleme amacına aykırıdır .
Somut olayda; alacaklı Lider Faktoring Hizm. A.Ş. tarafından alınan …………….. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2012/1766 D. İş. sayılı ihtiyati haciz kararının infazının 29.05.2012 tarihinde icra dairesinden talep edildiği, 29.05.2012 tarihinde alacaklının takip talebinde bulunduğu, 31.05.2012 tarihinde istihkak iddiasına konu menkuller üzerine ihtiyati haciz işleminin uygulandığı, üçüncü kişinin 28.05.2012 tarihinde İİK’nın 265. maddesinin 2. fıkrası uyarınca …………….. Asliye Ticaret Mahkemesinde ihtiyati haczin kaldırılması talebinde bulunduğu, ayrıca 01.06.2012 tarihinde ………………. İcra (Hukuk) Mahkemesinde istihkak davası açtığı, istihkak davası derdest iken ödeme emrinin borçlu Sanikom Ulus. Paz. A.Ş.’ne 24.07.2012 tarihinde tebliğ edildiği, takibin kesinleşmesinden sonra …………….. Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.07.2013 tarihli kararı ile üçüncü kişinin açtığı dava kabul edilip 28.05.2012 tarihli ihtiyati haczin kaldırılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay 19. Hukuk Dairesince onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Davacı üçüncü kişi, ihtiyati haciz kararının infazı sonrasında hem İİK’nın 99. maddesi uyarınca icra mahkemesinde istihkak davası, hem de İİK’nın 265. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Asliye Ticaret Mahkemesinde İİK’nın 265. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ihtiyati haczin kaldırılması davası açmıştır. Bu davanın açıldığı tarihten sonra borçlunun icra takibinde kendisine gönderilen ödeme emrine itiraz etmemesi sonucu takip ve haciz üçüncü kişi yönünden değil borçlu yönünden kesinlemiştir.
Yukarıda belirtilen ilke ve kurallar uyarınca üçüncü kişinin itirazı üzerine ihtiyati haciz kararı kaldırıldığından bu karara dayanarak yapılan ihtiyati hacizler de kalkar. Üçüncü kişinin ihtiyaten haczedilen mallarla ilgili olarak açtığı istihkak davasının konusu kalmadığından, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
Hâl böyle olunca yerel mahkemenin direnme kararı uygun ve yerindedir.
Ne var ki, Özel Dairece işin esasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Dairesine gönderilmelidir.
S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle DİRENME KARARI UYGUN VE YERİNDE OLUP, davalı-alacaklı vekilinin işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 8. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30.04.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Karşılaştırıldı.
Yz.İşl.Md. M.U.