2 Mart 2024

icraguncesi.com

İcra Hukukuna dair HERŞEY….

Alacaklı takip talebinde talep ettiği alacak miktarı ile bağlıdır

Hukuk Genel Kurulu         2017/1916 E.  ,  2019/616 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi



Taraflar arasındaki “ilamlı takipte icra emrinin iptali” talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda İstanbul 9. İcra (Hukuk) Mahkemesince şikâyetin kabulü ile icranın geri bırakılmasına dair verilen 19.09.2013 tarihli ve 2012/681 E., 2013/828 K. sayılı karar, alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 17.06.2012 tarihli ve 2013/21422 E., 2014/12748 K. sayılı kararı ile;
“…Alacaklı tarafından İstanbul Asliye 2. Ticaret Mahkemesi’nin 15.02.2010 tarih ve 2007/415 Esas-2010/21 Karar sayılı ilamına dayalı olarak İstanbul 5. İcra Müdürlüğü’nün 2010/18446 Esas sayılı takipte asıl alacağın yasal faiziyle birlikte tahsili için ilamlı takip başlatıldığı, alacaklı vekilinin bu takip dosyası üzerinden reeskont faizi talebi üzerine borçluya gönderilen ek icra emrinin geri bırakılmasına karar verildiği, bu kararın temyizi sonucunda Yargıtay 12.Hukuk Dairesi’nce alacaklının takip talebinde talep ettiği alacak miktarı ile bağlı olduğu, takip dosyasında bu miktardan fazla talepte bulunamayacağı, takip talebinde istenmeyen alacak için ayrı bir takip yapılması gerektiği, ek icra emrinin bu nedenle iptali gerekirken esas yönünden inceleme yapılarak icranın geri bırakılmasına karar verilmesi isabetli değil ise de sonucu itibariyle doğru olan mahkeme kararının onanmasına karar verildiği, bunun üzerine alacaklının ayrı bir takip dosyası olan şikayete konu İstanbul 33. İcra Müdürlüğü’nün 2012/12685 Esas sayılı takip dosyasında asıl alacağı reeskont faizi üzerinden hesapladığı faiz alacağını İstanbul 5. İcra Müdürlüğü’nün 2010/18446 Esas sayılı dosyasıyla tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla takibe koyduğu, borçlu vekilinin İcra Mahkemesi’ne başvurusunda ilk takip dosyası üzerinden yasal faiz talep edilmesi nedeniyle reeskont faizi talep edilemeyeceği gibi, reeskont faizinden yasal faizin anlaşılması gerektiğini açıklayarak icra emrinin iptalini talep ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece bakiye faiz alacağının ayrı bir takiple istenebileceği, reeskont faizinin 5335 sayılı Yasa ile değişen 1.maddesi karşında yasal faiz olarak anlaşılması gerektiğinden bahisle bilirkişi raporundaki 2 numaralı tablodaki hesaplama esas alınarak icranın geri bırakılmasına karar verilmiştir. Hüküm alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Takip dayanağı ilamın incelenmesinde hüküm altına alınan alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile tahsiline karar verildiği görülmüştür.
İlamların infaz edilecek kısmı, hüküm bölümü olup, hükmün içeriğinin aynen infazı zorunludur. Gerek icra dairesi ve gerekse sınırlı yetkili icra mahkemesi ilamın infaz edilecek kısmını yorum yolu ile belirleme yetkisine sahip değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.1 0.1997 tarih ve 1997/12-517 E. -1997/776 K.; 22.03.2006 gün ve 2006/12-92 E.-2006/85 K.; 25.06.2008 gün ve 2008/12-451 E.¬2008/453 K. sayılı ilamları).

İlamlı takibe konu ilamın hüküm fıkrasında faize ilişkin bölüm var ise, bunun ilama uygun biçimde hesaplanması gerekir. Hükme konu faiz, davadaki talep ve kararın mahiyetine göre yasal faiz olabileceği gibi, işin ticari olup olmamasına göre yasal ticari temerrüt faizi ya da yasal ticari olmayan temerrüt faizi olabilir. Buna göre takip dayanağı ilamı veren mahkeme hüküm fıkrasında yer vereceği faizi ve oranını 3095 sayılı Kanun hükümlerine göre belirleyecek; bu ilamın icrasında da bu belirleme esas alınacaktır.
“Yasal (kanuni) faiz” ve “temerrüt faizi” kavramlarının ayrı ayrı ele alınıp, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin değişiklik seyriyle birlikte irdelenmesi gerekir.
Bilindiği üzere, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gerekip de miktarı sözleşme ile tespit edilmemiş olan hallerde gerek “yasal faiz” ve gerekse “yasal temerrüt faizi” yönünden uygulanması gereken hükümler, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun ile getirilmiştir. Kanun’un 1.maddesinde “yasal faiz”, 2.maddesinde ise “yasal temerrüt faizi” düzenlenmiş; 2.maddede de ikili ayrıma gidilerek “ticari olmayan yasal temerrüt faizi” birinci fıkrada, “ticari olan yasal temerrüt faizi” ise üçüncü fıkrada olmak üzere ayrı ayrı hüküm altına alınmış; ticari olmayan temerrüt faizi yönünden açıkça 1.maddede yasal faiz için belirlenen orana atıf yapılmıştır.
3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’da 5335 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik, Kanun’un 1.maddesinde düzenlenen yasal faize ilişkin olmakla birlikte, Yasa’nın 2. maddesinin birinci fıkrasındaki atıf nedeniyle ticari olmayan işlerde uygulanacak yasal temerrüt faizi oranlarını da etkilemektedir. 5335 sayılı Kanun’la 2.maddenin ikinci fıkrasında değişiklik yapılmamış; ticari işlerde uygulanması gereken ve kısa vadeli avanslar için uygulanan faiz oranı üzerinden belirlenen yasal temerrüt faizi 4489 sayılı Kanun’la değişik şekliyle aynen korunmuştur.
5335 sayılı Kanun ile 3095 sayılı Kanun’un 1.maddesinde yapılan düzenleme ile yeni hesap tarzı getirilerek T.C. Merkez Bankası’nın belirlediği reeskont oranları üzerinden faiz hesap yönteminin bırakılması, sadece 3095 sayılı Kanun yönünden söz konusu olup; bu kanun dışındaki uygulamalar yönünden bankanın reeskont oranlarını belirleme yetkisi devam etmektedir. Gerek eldeki davadaki gibi hükme konu olması, gerekse taraf1arca sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olması hallerinde, T.C. Merkez Bankası’nca belirlenmekte ve ilan edilmekte olan reeskont oranı üzerinden faiz hesaplanabilecektir. Hükmün faize ilişkin bölümünün açıkça “Reeskont faizi” olarak adlandırılarak kurulmuş olmasına rağmen, yorumla bunun hükümde ifade edilmeyen yasal faizi ya da avans faizini ifade ettiğini kabule olanak bulunmamaktadır.
Somut olayda takip dayanağı ilamda yer alan asıl alacak yönünden “reeskont faizi”ne hükmedilmekle, uygulanacak oranın, T.C. Merkez Bankası’nın reeskont işlemlerinde uyguladığı oran olduğunun kabulü gerekir (Hukuk Genel Kurulu’nun 03.03.2010 tarih, 2010/12-124 Esas ve 2010/110 Karar sayılı kararı).
O halde Mahkemece, 03.07.2013 havale tarihli ek raporda takibe konu alacak için reeskont faiz oranı esas alınmak suretiyle yapılan 1 nolu tablodaki hesaplama esas alınarak sonuca gidilmesi gerekirken, gerekçeli kararda 1 nolu tablonunun seçildiği belirtilmiş olmasına rağmen 2 nolu tablodaki hesaplamaya göre hüküm kurulması isabetsizdir…”
gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstem, ilamlı takipte icra emrinin iptaline ilişkindir.
Şikâyetçi borçlu vekili; İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/415 Esas sayılı ilamına dayanılarak İstanbul 5. İcra Dairesinin 2010/18446 Esas sayılı dosyasında müvekkili aleyhine yapılan ilamlı icra takibinde 7.779.771,33TL asıl alacak ve 14.568.268TL yasal faiz talep edildiğini, alacaklının İstanbul 5. İcra Dairesinin 2010/18446 Esas sayılı dosyasından müvekkiline ikinci kez icra emri göndererek 5.239.734,55TL eksik talep edilen faiz alacağının talep edildiğini, ikinci kez gönderilen icra emrinin iptali için icra mahkemesine başvurduklarını ve İstanbul 11. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 20.07.2011 tarih ve 2011/675 E., 2011/1096 K. sayılı kararıyla icra emrinin iptal edildiğini, İcra Mahkemesi kararının alacaklı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. H.D. nin 18.04.2012 tarih ve 2011/27643 E., 2012/13058 K. sayılı kararıyla “Alacaklı, takip talebinde talep ettiği alacak miktarı ile bağlı olup, takip dosyasında bu miktardan fazla talepte bulunamaz. Takip talebinde istenmeyen alacak için ayrı bir takip yapılması gerekir. Somut olayda, alacaklı vekilinin talebi ile takip talebinde istenen alacağın yanı sıra, eksik kalan 5.339.734,55TL faiz alacağı için ek icra emri düzenlenmiştir. Yukarıdaki açıklamalara göre şikâyetin kabulü ile ek icra emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken, mahkemece faiz alacağı bulunmadığına ilişkin bilirkişi raporu esas alınarak icranın geri bırakılmasına karar verilmesi yerinde değil ise de, sonuçta istem kabul edilmiş olup, temyiz edenin sıfatı da göz önüne alındığında sonucu itibariyle doğru olan kararın onanması gerekmiştir” gerekçesiyle mahkeme kararının onandığını, alacaklı vekilinin Yargıtay kararına göre bakiye faiz alacağı için İstanbul 33. İcra Dairesinin 2012/12685 Esas sayılı takip dosyasında yeni bir ilamlı icra takibi başlattığını, ancak gönderilen icra emrinin hukuka aykırı olduğunu, alacaklı vekilinin ilk başlatılan icra takibinde yasal faiz talep etmişken daha sonra bu talebini reeskont faizi olarak değiştiremeyeceğini, takibe dayanak ilamda asıl alacağın “ticari reeskont faizi” ile birlikte davalılardan alınması yönünde hüküm bulunmadığını, ilamda hükmedilen reeskont faizinin yasal faiz olarak anlaşılması gerektiğini, 5335 sayılı Yasanın 14. maddesi ile 3095 sayılı Yasanın 1. maddesi değiştirildiğinden reeskont faizinin yasal faiz olduğunu ileri sürerek İstanbul 33. İcra Dairesinin 2012/12685 Esas sayılı takip dosyasından gönderilen icra emrinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Şikâyet olunan alacaklı vekili; takibe dayanak ilamda reeskont faizine hükmedildiğini, talep edilen faiz alacağının yerinde olduğunu belirterek şikâyetin reddini savunmuştur.
Yerel Mahkemece; takibe dayanak ilamda hükmedilen reeskont faizinin, 3095 sayılı Kanun’un 5335 Yasa ile değişen 1. maddesi karşısında yasal faizle özdeşleştiği, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yıllık faizi hesaplarında 365 gün hesabının referans alınmasına ilişkin içtihadının 03.07.2013 tarihli son raporda öne sürülen seçeneklerden 1 numaralı tabloyu benimsemeye icbar ettiği, bu tabloda ilamdan neşet eden alacağa yasal faiz uygulanmak ve gün olarak 365 gününün alındığı somut olay itibari ile 7.779.771,33TL ana paraya işlemiş faiz alacağının 14.509.166,96TL işletildiği, İstanbul 33. İcra Dairesinin 2012/12685 E. sayılı dosyası ile talep edilen alacağın yerinde olmadığı gerekçesiyle şikâyetin kabulü ile icranın geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Alacaklı vekilinin temyiz itirazı üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Yerel Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak; tablo 2′ nin hesaplanabilmesi, tablo 1′ deki bilgilerin varlığını gerektirdiği, tablo 1’deki bilgileri referans almadan ve buna değinmeden tablo 2′ deki sonucu elde etmenin mümkün olmadığı, 2 numaralı tablonun 1 numaralı tablodan özerk değil onun bileşeni ve devam edeni durumda olduğu, bu bağlamda Yargıtay bozma kararında her iki tablonun ayrı sonuçları elde etmeye ve farklı yargılara varmayı gerektirecek şekilde özerk olarak telakki edilmesi fikrine katılmadıkları, 1 numaralı tablo ile asıl alacak olan 7.779,771,33TL’ye işletilmesi gereken faiz miktarının belirlendiği ve 14.509.166,96TL hesaplandığı, bu miktara asıl alacak ilave edildiğinde talep edilebilir alacak miktarının 1 numaralı tablo ile toplam 22.288.938,29TL’ye eriştiği, 2 numaralı tablo bu rakamı bünyesine kattıktan sonra vekalet ücreti ve yargılama gideri onlara işletilen faizler eklenerek ayrıntıları 2 numaralı tabloda açıkça yansıtıldığı üzere toplam 4 kalemden oluşan alacak miktarının 22.365.723,52TL olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 32. maddesine göre yapılan, bakiye faiz alacağı için başlatılan ilamlı icra takibine dayanak mahkeme ilamının hüküm fıkrasında yer alan “reeskont faizi” ibaresi karşısında, icra emrinde alacak kaleminin 5335 sayılı Yasa ile değişik 3095 sayılı Yasa hükümleri kapsamında “yasal faiz” oranı üzerinden mi yoksa Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın reeskont işlemlerinde uyguladığı yıllık iskonto oranları üzerinden mi hesaplanması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki; alacaklı vekilinin ilk takip talebinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmasa bile icra takibine dayanak ilama göre eksik talep ettiği işlemiş faizin tahsili için zamanaşımı süresi içinde ayrı bir takip başlatabileceği hususu yerel mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık konusu değildir.
Uyuşmazlığın niteliği itibariyle, öncelikle, “ilam” ve “ilamların icrası” kavramları ile bunlara ilişkin hükümler, ardından da “yasal faiz”, “yasal temerrüt faizi” kavramları ve bunların yasal dayanakları üzerinde durulmalıdır.
Alacaklının ilamlı icra takibi yapabilmesi için elinde bir mahkeme ilamı ya da kanunların bu kuvvete sahip kıldığı bir belgenin bulunması gerekir.
6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 294. maddesinin 1. fıkrası “Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür” şeklinde, aynı Kanun’un 301. maddesi ise “Hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra, nüshaları yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine makbuz karşılığında verilir ve bir nüshası da gecikmeksizin diğer tarafa tebliğ edilir. Hükmün bir nüshası da dosyasında saklanır. Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır….” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, kısaca ilam; mahkeme kararının iki taraftan her birine verilen mühürlü örnekleri, olarak tanımlanabilir. Ayrıca, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 38. maddesinde, gerçekte ilam olmadıkları hâlde yasa gereği “ilam mahiyetini haiz belgeler” sayılmış; bazı özel kanunlarda da, ilgili bulundukları konuda birtakım belgelerin ilam niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.
İlamların icrası ise, İİK’nın ikinci babında 24 ilâ 41’inci maddeler arasında düzenlenmiş; Para ve teminat verilmesi hakkındaki ilamların icrasına ilişkin hükümlere de Kanunun 32 ve ardından gelen maddelerinde yer verilmiştir. İİK’nın 32. maddesinde; “Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24 üncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir.” hükmü yer almaktadır.
İlam ve ilamların icrası özel bir öneme sahiptir. İlamlı takipte, Mahkeme tarafından yazılıp, imza olunan ve mahkeme mührü ile mühürlenerek taraflara verilen ve böylece ilam niteliğini alan karar dayanak gösterilir ve bu şekliyle icra takibine esas alınır; icra emri de buna göre düzenlenir. Öyle ki, icraya konulan ilamdaki hükmün tavzihinin istenip, tavzihe karar verilmesi ve icra emrinde değişiklik yapılması gerektiğinde dahi borçluya yeni bir icra emri gönderilmesi gerekir. Ne icra müdürünün ne de bir başkasının ilamın hüküm fıkrasının değiştirilmesi anlamına gelecek işlem ya da yorum yapması olanaklı değildir. Para alacağını içeren bir ilamda faize de hükmedilmiş ise, alacaklının takip talebinde faiz oranını ve faizin başladığı günü göstermek suretiyle faizi istemesi olanaklıdır. Faiz istenmişse, bu hâlde icra emrinde bu talep de yer alır ve İİK’nın 32. maddesinin, hükmolunan şeyin cinsi ve miktarının icra emrinde gösterileceğine ilişkin açık hükmü gereğince, hükmolunan faizin de ilamın hüküm fıkrasında yazılı cins, miktar veya hesap tarzına uygun olması gerekir.
Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilama veya takip talebine aykırı ise borçlu icra emrinin veya ilamlı icra takibinin iptali veya düzeltilmesi için icra mahkemesine şikâyet yoluna başvurabilir (İİK.nun 41, 16.maddeleri). Şikâyeti inceleyecek icra mahkemesinin yetkisi ise sınırlıdır. Bu nedenledir ki, yerleşik yargısal uygulamada, ilamların infaz edilecek kısmının, hüküm bölümü olduğu, hükmün içeriğinin aynen infazı gerektiği ve gerek icra dairesi ve gerekse sınırlı yetkili icra mahkemesinin ilamın infaz edilecek kısmını yorum yolu ile belirleme yetkisine sahip olmadığı kabul edilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.10.1997 tarihli ve 1997/12-517 E. -1997/776 K.; 22.03.2006 tarihli ve 2006/12-92 E.-2006/85 K.; 25.06.2008 tarihli ve 2008/12-451 E.- 2008/453 K. sayılı kararları). Şu durumda, ilamlı takibe konu ilamın hüküm fıkrasında faize ilişkin bölüm var ise, bunun ilama uygun biçimde hesaplanması gerekir.

Yeri gelmişken, “yasal (kanuni) faiz” ve “temerrüt faizi” kavramlarının ayrı ayrı ele alınıp, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin değişiklik seyriyle birlikte irdelenmesinde yarar vardır:
Bilindiği üzere, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu`na göre faiz ödenmesi gerekip de miktarı sözleşme ile tespit edilmemiş olan hâllerde gerek “yasal faiz” ve gerekse “yasal temerrüt faizi” yönünden uygulanması gereken hükümler, 19.12.1984 tarih ve 18610 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun (3095 sayılı Kanun) ile getirilmiştir.
Kanunun 1. maddesinde “yasal faiz”, 2. maddesinde ise “yasal temerrüt faizi” düzenlenmiş; 2. maddede de ikili ayrıma gidilerek “ticari olmayan yasal temerrüt faizi” birinci fıkrada, “ticari olan yasal temerrüt faizi” ise üçüncü fıkrada olmak üzere ayrı ayrı hüküm altına alınmış; ticari olmayan temerrüt faizi yönünden açıkça 1. maddede yasal faiz için belirlenen orana atıf yapılmıştır.
3095 sayılı Kanun’un “Kanuni Faiz” başlıklı 1. maddesinin ilk hâli aynen;
“Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu`na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse faiz ödemesi senelik yüzde otuz oranında yapılır.
Bakanlar Kurulu, ekonomik şartları dikkate alarak bu oranın yüzde seksenine kadar arttırma ve eksiltme yapabilir. Bakanlar Kurulu`nun bu konudaki kararı, kararın alınmasını izleyen takvim yılı başından itibaren uygulanır.”;
“Temerrüt Faizi” başlıklı 2. maddesinin ilk hâli ise;
“Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1`inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.
Bakanlar Kurulu Kararı ile bu oran 1`inci maddesindeki oran dahilinde artırılabilir veya eksiltilebilir.
Ödeme yerinde ve ödeme zamanındaki banka iskontosu yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile, ticari işlerde temerrüt faizi, TC. Merkez Bankası`nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faizi oranına göre istenebilir.
Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklindedir.
Bu hükümlere göre; 3095 sayılı Kanun, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gerekip de, bu faizin miktarının sözleşme ile tespit edilmemiş olduğu hâllerde uygulanacak “yasal (kanuni) faizi”, 19.12.1984- 01.01.2000 arasındaki dönemde “senelik yüzde otuz oranında” olmak üzere belirlemiş ve Bakanlar Kurulu’nun ekonomik şartları dikkate alarak bu oranın yüzde seksenine kadar arttırma ve eksiltme yapabileceğini, bu kararın alınmasını izleyen takvim yılı başından itibaren uygulanacağını düzenleme altına almıştır. Yasal temerrüt faizi yönünden ise ticari olmayan işler yönünden 1. maddeye atıf yapmış; ticari olan işlerde ise, ödeme yerinde ve ödeme zamanındaki banka iskontosunun maddenin birinci ve ikinci fıkralarında açıklanan miktardan fazla olması hâlinde, arada sözleşme olmasa bile TC. Merkez Bankası`nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faizi oranına göre istenebileceği, düzenlemesini getirmiş; temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hâllerde, akdi faiz miktarının yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde olması hâlinde ise, temerrüt faizinin, akdi faiz miktarından az olamayacağını hükme bağlamıştır.
3095 sayılı Kanunun bu şekli karşısında; mahkeme, bir davada yasal faiz talep edilmişse Kanunun 1. maddesine; yasal temerrüt faizi talep edilmişse de işin ticari olup olmamasına göre Kanunun 2. maddesinin birinci ya da üçüncü fıkralarına göre hükmedeceği faizin cinsini ve oranını belirleyecektir.
Bu düzenleme, 01.01.2000 tarihine kadar uygulanmıştır.
Anılan Kanun’da 15.12.1999 tarih ve 4489 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış; bu değişiklikler 01.01.2000 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.
Yapılan değişiklikle 3095 sayılı Kanunun “Kanuni Faiz” başlıklı 1. maddesi aynen;
“Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme, yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.”
Şeklini almış; böylece yasal (faiz) ödemesinin yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı üzerinden yapılacağı ve bu reeskont oranının belirlenmesinde o yılın 30 Haziran günü uygulanan reeskont oranının bir önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş veya daha fazla puan fazla olması hâlinde yılın ikinci yarısında bu fazla oranın geçerli olacağı kabul edilerek, belirlenen şartlarda iki dönem için ayrı oran uygulanacağı kabul edilmiştir.
Durum bu olunca, yasal faizin hesaplanmasında, yasanın önceki şeklinde gösterilen belli ve Bakanlar Kurulunca artırılabileceği kabul edilen oran uygulamasından vazgeçilerek; yasal faiz oranının hesabının TCMB’nın kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı üzerinden yapılması esası kabul edilmiştir.
Yine, 4489 sayılı Kanunla “Temerrüt Faizi” başlıklı 2. maddesi de değişikliğe uğramış;
“Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.
Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” düzenlemesi getirilmiştir.
Bu düzenleme ile madde üç fıkraya indirilmiş; öncesinde dördüncü fıkra iken ikinci fıkranın kalkması ile üçüncü fıkra hâlini alan ortak düzenleme ve ticari olmayan işler için temerrüt faizine ilişkin birinci fıkra aynen korunmuş olup, ikinci fıkrada ticari temerrüt faizi oranının belirlenme şekli yeni bir yönteme bağlanmıştır. Bu yönteme göre, ticari işlerde taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece istenebilecek ticari temerrüt faizi oranı, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB)’nın kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranıdır. Bu oran üzerinden temerrüt faizine hükmedilmesinin istenebilmesi için, TCMB’nın kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranının, maddenin birinci fıkrasındaki atıfla Kanunun 1. maddesinde yer alan reeskont oranından fazla olması gerekir.
Kanunun bu şekli, 01.01.2000- 01.05.2005 tarihleri arasında uygulanmış; bu dönemde yasal (kanuni) faiz ve ayrıca ticari olmayan işler için uygulanacak yasal temerrüt faizinin hesabında, TCMB’nın kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı esas alınmıştır. Ticari işlerde uygulanacak yasal temerrüt faizinin hesabında ise, ikinci maddenin ikinci fıkrasında yer alan ve az evvel açıklanan hususlar gözetilmiştir.
3095 sayılı Kanun son hâlini, 27.04.2005 tarihli ve 26798 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanıp, 01.05.2005 tarihinde de yürürlüğe giren 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesi ile yapılan değişiklik ile almış; bu Kanunun 29/c maddesiyle 2005 Mali Yılı Bütçe Kanunu’ndaki kanuni faiz oranını tespit eden 37/e maddesi de yürürlükten kaldırılmıştır.
5335 sayılı Kanun’un getirdiği ve hâlen yürürlükte bulunan bu değişiklikle, 3095 sayılı Kanun’un “Kanuni faiz” başlıklı 1. maddesi aynen;
“Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır.
Bakanlar Kurulu, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.” şeklini almış; “Temerrüt Faizi” başlıklı 2. maddede ise değişiklik yapılmamıştır.
Ne var ki, 5335 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik, sadece 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesinde düzenlenen yasal faize ilişkin olmakla birlikte, Kanunun 2. maddesinin birinci fıkrasındaki açık yollama nedeniyle, ticari olmayan işlerde uygulanması gereken yasal temerrüt faizi oranlarını da etkilemiştir. 2. maddenin ikinci fıkrasında yer alan ve ticari işler için söz konusu olan yasal (akde dayanmayan) ticari temerrüt faizi oranlarına ilişkin düzenleme ise aynen varlığını korumuştur.
Böylece 01.05.2005 tarihinden itibaren uygulanmak üzere 3095 sayılı Kanunun 1. maddesinde yapılan düzenleme ile Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gerekip de bunun miktarının sözleşmeyle tespit edilmediği hâllerde kanuni faiz oranı yıllık “yüzde oniki” olarak tespit edilmiş; bu oran, aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan hüküm gereğince, Maliye Bakanlığı’nın 16.12.2005 tarih ve 43953 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulu’nun 19.12.2005 tarihli 2005/9831 sayılı kararı ile, 01.01.2006 tarihinden geçerli olmak üzere yıllık “yüzde dokuz”a indirilmiştir. Bu karar 30.12.2005 gün ve 26039 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
Şu hâle göre; 5335 sayılı Kanun ile “yasal faiz” ve buna yapılan açık atıf nedeniyle “ticari olmayan yasal temerrüt faizi” yönünden 3095 sayılı Kanun’un ilk şeklindeki hesap tarzına dönülmüş; 01.05.2005 tarihinden geçerli olmak üzere, yasal faizin hesabında TCMB’nın reeskont oranlarının esas alınması yönteminden vazgeçilmiştir. Ticari işlerdeki temerrüt faiz oranına ilişkin yasal düzenleme ise değişikliğe uğramamıştır.
Önemle vurgulanmalıdır ki, 3095 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle yasal faiz ve ticari olmayan yasal temerrüt faizi yönünden hesap tarzı değiştirilerek yeni bir hesap tarzının belirlenmesi, böylece reeskont oranının madde metninden çıkarılması, onun varlığının tümüyle yok edildiği anlamına gelmemekte; dolayısıyla Kanunun 1. maddesinde reeskont oranına yer verilmemesi, T.C. Merkez Bankasının reeskont işlemlerinde uygulanacak faiz oranını belirleme yetkisinin ortadan kalktığı sonucunu da doğurmamaktadır. Zira, T.C. Merkez Bankası anılan oranları belirleme yetkisini kendi kanunundan almaktadır. 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nun 25 Nisan 2001 tarih ve 4651 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde temel görevi; “Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Banka, fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisi belirler. Banka, fiyat istikrarını sağlama amacı ile çelişmemek kaydıyla Hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını destekler…” olarak ifade edilmiş; maddenin devamında Bankanın temel görev ve yetkileri detaylandırılmış; reeskont ve avans işlemleri yapmak da bunlar arasında sayılmıştır. Yine aynı Kanunun “İlan Edilecek Hususlar” başlıklı 39. maddesinde: “Banka, Banka Meclisince zaman zaman tespit edilecek kendi işlemlerinde uygulayacağı reeskont, iskonto ve faiz hadlerini ve açık piyasa politikasının şartlarını ilan eder.” denilmektedir.
Nitekim 20.12.2005 tarih ve 26029 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca Uygulanacak İskonto ve Avans Faiz Oranları Hakkında Tebliğ ile bu oranlar; “Bankamızca, vadesine en çok 3 ay kalan senetler karşılığında yapılacak reeskont işlemlerinde uygulanacak iskonto faiz oranı yıllık %23, avans işlemlerinde uygulanacak faiz oranı ise yıllık %25 olarak tespit edilmiştir.” şeklinde belirlenmiş; bu oranlarda yapılan değişiklikler düzenli olarak ilan olunmaya devam edilmiştir. Kısacası, T.C. Merkez Bankasınca, kendi kanunundan aldığı yetki ile vadesine en çok üç ay kalan senetler karşılığında yapılan reeskont işlemlerinde uygulanan yıllık iskonto oranları ile avans işlemlerinde uygulanan yıllık faiz oranları halen tespit edilmekte ve düzenli olarak da ilan olunmaktadır.
Tüm bu açıklamalar, ortaya konulan yasal süreç ve konuya ilişkin hükümler ışığında somut olayın incelenmesinde; İstanbul 5. İcra Dairesinin 2010/18446 Esas sayılı takip dosyasında İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 15.02.2010 tarihli, 2007/415 E., 2010/21 K. sayılı ilamına dayalı olarak alacaklı T. Emlak Bankası A.Ş. tarafından, borçlu S.S. Yeni Uyum Yapı Kooperatifi ve Murat İnşaat San. ve Tic. A.Ş. aleyhine ilamlı icra takibi başlatıldığı 19.08.2010 tarihli takip talebinde 7.779.771,33TL asıl alacak, 14.568.268TL işlemiş, ilamda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri toplamı ile 22.421.474TL toplam alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz talep edildiği, alacaklı vekilinin 26.05.2011 tarihli talebi üzerine düzenlenen ek icra emrinde 5.339.734,55TL eksik faiz alacağının tahsili ile takibe ilavesi ve asıl alacağa 19.08.2010 tarihinden itibaren ilam gereğince reeskont faizi yürütülmesi talep edildiği, anılan ek icra emrinin İstanbul 11. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 20.07.2011 tarihli, 20117675 E., 201171096 K. sayılı kararıyla şikâyetin kabulü ile 5.339.734,55TL faiz alacağı için icranın geri bırakılmasına karar verildiği, İcra Mahkemesi kararının Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 18.04.2012 tarihli ve 2011/27643 E., 2012/13058 K. sayılı kararıyla ” alacaklı, takip talebinde talep ettiği alacak miktarı ile bağlı olup, takip dosyasında bu miktardan fazla talepte bulunamaz. Takip talebinde istenmeyen alacak için ayrı bir takip yapılması gerekir. Somut olayda, alacaklı vekilinin talebi ile takip talebinde istenen alacağın yanı sıra, eksik kalan 5.339.734,55TL faiz alacağı için ek icra emri düzenlenmiştir. Yukarıdaki açıklamalara göre şikâyetin kabulü ile ek icra emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken, mahkemece, faiz alacağı bulunmadığına ilişkin bilirkişi raporu esas alınarak icranın geri bırakılmasına karar verilmesi yerinde değil ise de, sonuçta istem kabul edilmiş olup, temyiz edenin sıfatı da göz önüne alındığında sonucu itibariyle doğru olan kararın onanması gerekmiştir” gerekçesiyle onanması üzerine 12.06.2012 tarihinde alacaklı vekili tarafından borçlu S.S. Yeni Uyum Yapı Kooperatifi aleyhine İstanbul 33. İcra Dairesinin 2012/12685 Esas sayılı dosyasında İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 15.02.2010 tarihli ve 2007/415 E., 2010/21 K. sayılı ilamına dayalı olarak ilamlı takip başlatıldığı ve takip talebinde 5.339.734,55TL bakiye faiz alacağının tahsili ile 19.08.2010 tarihinden itibaren (İstanbul 5. İcra Dairesinin 2010/18446 E. sayılı dosyasındaki taleple tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) asıl alacağın reeskont oranında faizi ile tahsili talep edildiği görülmektedir.
Şikâyet konusu icra takibine dayanak yapılan ilamda “…1-Davanın kısmen kabulü ile 7.779.771,33TL (YTL)’ nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine”… hükmedilmiş olup, mahkeme kararı Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 30.06.2011 tarihli ve 2010/15346 E., 2011/10491 K. sayılı kararıyla onanmasına karar verilmiş ve taraflar süresi içinde karar düzeltme talebinde bulunmadıklarından, karar düzeltme süresi de geçmiş olmakla 14.09.2011 tarihinde kesinleşmiştir.
Yerel mahkemece hükme esas alınan 07.03.2013 tarihli ek bilirkişi raporunda; tablo 1- olarak gösterilen kısımda asıl alacak olan 7.779.771,33TL’ye TCMB’na reeskont işlemlerinde uygulanan iskonto oranları esas alınarak icra takibine dayanak ilamın dava tarihi olan 10.06.2002 tarihinden, ilk takip tarihi olan 19.08.2010 tarihine kadar yapılan faiz hesabında faiz alacağının 19.923.887,80TL hesaplandığı, tablo 1′ de ayrıca şikâyet konusu olmayan ilamda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden yasal faiz oranlarına göre hesaplama yapıldığı, tablo 2- olarak belirtilen kısımda ise asıl alacak olan 7.779.771,33TL’ye yasal faiz oranlarına göre 10.06.2002 tarihinden 19.08.2010 tarihine kadar yapılan faiz hesabında faiz alacağının 14.509.166,96TL hesaplandığı ve şikâyet konusu olmayan ilamda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden yeniden hesaplama yapılmayarak tablo 1′ de bu kalemler yönünden yapılan hesaplamanın tablo 2′ ye aynen aktarıldığı, yerel mahkemece 07.03.2013 tarihli bilirkişi raporunda tablo 2′ de asıl alacak için yapılan yasal faiz hesabının hükme esas alındığı ancak gerekçeli kararda tablo 2- yerine sehven tablo 1- cümleciğinin yazıldığı anlaşılmaktadır.
Takip hukukunun gözetilmesini gerektiren eldeki şikâyet, takibe konu ilamın hüküm fıkrasında yer alan faizin yasal faiz olarak hesaplanması gerektiğine ilişkin olmakla, yapılacak inceleme, mahkemenin hüküm fıkrasında yer alan faizin hesaplanmasında ilama ve buna bağlı olarak yasaya aykırı bir yön bulunup bulunmadığı ile sınırlıdır. Bu sınır dışına çıkılarak ilamda hükmedilmesi gereken faizin ne olduğunun denetlenmesine olanak bulunmamaktadır. İcra aşamasını ilgilendirmeyen bu denetlemeyi yapacak olan mercii ise kararın esası yönünden temyiz incelemesini yapacak olan ilgili Yargıtay Dairesidir. İlamın infaz edilecek kısmı hüküm bölümü olup aynen infazı zorunludur. Hükmün faize ilişkin bölümünün açıkça “reeskont faizi” olarak adlandırılarak kurulmuş olmasına rağmen, yorumla bunun hükümde ifade edilmeyen yasal faizi ifade ettiğini kabule olanak bulunmamaktadır. Davanın açıldığı tarihte yasal faizin oran olarak reeskont faizine eşit olması davacının dava dilekçesinde talep ettiği reeskont faizinin yasal faiz olarak kabulü sonucunu doğurmaz. Hukuk Genel Kurulunun 03.03.2010 tarihli ve 2010/12-124 E., 2010/110 K. sayılı kararında da aynı görüş benimsenmiştir.
Yukarıda ayrıntısıyla açıklanan yasal süreç ve ilgili yasa maddeleri karşısında, 5335 sayılı Kanun ile 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yapılan düzenleme ile yeni hesap tarzının getirilerek T.C. Merkez Bankası’nın belirlediği reeskont oranları üzerinden faiz hesap yönteminin bırakılması, sadece 3095 sayılı Kanun yönünden söz konusu olup; bu kanun dışındaki uygulamalar yönünden bankanın reeskont oranlarını belirleme yetkisi devam etmektedir.
Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 28.05.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.