28 Mayıs 2024

icraguncesi.com

İcra Hukukuna dair HERŞEY….

UYAPTAN ÖĞRENME TEBLİĞ YERİNE GEÇER Mİ? TEBLİGATIN ELEKTRONİK YOLLA YAPILMASI ZORUNLU OLANLAR

Hukuk Genel Kurulu 2017/1824 E. , 2021/520 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki “Tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gebze 2. İş Mahkemesince verilen davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karar davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
  2. Direnme kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:

  1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin eşi…’nin 17.11.1999 tarihinde vefat ettiğini, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrası müvekkilinin eşinden dolayı ölüm aylığı almaya hak kazandığını, ilk ölüm aylığı talebinin reddedildiğini, 08.03.2007 tarihinde tekrar talepte bulunduklarını Kurumun cevap vermediğini belirterek eşinden ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitini talep etmiştir.
    Davalı Cevabı:
  2. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; müteveffa eşin 5 yıl sigortalılık ve 900 gün prim ödeme şartını yerine getirmediğini, Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
    Mahkemenin Birinci Kararı:
  3. Gebze 2. İş Mahkemesinin 26.03.2013 tarihli ve 2008/140 E., 2013/186 K. sayılı kararı ile; davacının eşi…’nin 930 gün prim ödemesi bulunduğu, ilk kez 10.09.1996 tarihinde sigortalı olduğu, 17.11.1999 tarihinde vefat ettiği, bu iki tarih arasında 3 yıl 2 ay 10 gün süre bulunduğu, beş yıllık sigortalılık süresinin tamamlanmadığı, askerlik süresinin tamamının borçlanılması hâlinde ölüm aylığından yararlanabileceği, Kurum işleminin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:
  4. Gebze 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
  5. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 17.02.2014 tarihli ve 2013/19376 E., 2014/2887 K. sayılı kararı ile; “..Dava, davacıya eşinden dolayı 01.04.2007 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
    Mahkemece, ilamında belirtildiği üzere davanın redddine karar verilmiştir.
    Davacının eşi sigortalı 17/11/1999 tarihinde vefat etmiş olup davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 65 ve devamı maddeleridir. Ölüm sigortasından aylık bağlama şartlarına ilişkin 66/c. maddesinde, “toplam olarak 1800 gün veya en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş durumda ölen sigortalının hak sahibi kimselerine aylık bağlanacağı” düzenlenmiş iken, Anayasa Mahkemesinin 06.01.2005 gün ve 2001/479 – 2005/1 sayılı kararı ile anılan hükmün “veya en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün” bölümünün Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi üzerine, 12/12/2006 tarihli ve 5561 sayılı Kanunun 1.maddesi ile 66. maddenin “c” bendi yeniden düzenlenmiş ve böylece sigortalının hak sahibi kimselerine aylık bağlanabilmesi için, 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinde en az 900 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş durumda ölmüş olma koşulu getirilmiştir. Aynı kanunun 3. maddesi ile 506 sayılı Kanuna eklenen geçici 93. madde ise, 66. maddesinin (c) bendinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce bu değişiklikle öngörülen şartları yerine getiren sigortalının hak sahiplerinin aylıklarının, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden ödeme dönemi başından geçerli olmak üzere başlatılacağını düzenlemiştir.
    Davaya konu somut olayda mahkemece davacının eşinin 5 yıllık sigortalı olma koşulu bulunmadığından davanın reddine karar verildiği anlaşılmış ise de, yapılan araştırmanın yetersiz olduğu anlaşılmaktadır.
    Dava dosyasındaki 1979 ve 1980 yıllarına ait olduğu anlaşılan hizmet erbabı dönem bordrolarının irdelenerek ve davacıya hangi iş nedeniyle bu belgelerin verildiği ve kimin yanında çalışma iddiasının olduğu da açıklattırılmak suretiyle okunaklı bir suretinin eklenerek kurumdan varlığı araştırılmalı, çalışmasına ilişkin bilgi veya belgeye rastlandığı takdirde, davacının 5 yıllık sigortalılık süresinin ve aynı zamanda prim gün sayısının değişebileceği de değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..”gerekçesi ile karar bozulmuştur.
    Mahkemenin İkinci Kararı:
  6. Gebze 2. İş Mahkemesinin 10.09.2015 tarihli ve 2014/562 E., 2015/452 K. sayılı kararı ile; davanın basit yargılama usulüne tabi olduğu, birinci kez takipsiz bırakılması nedeniyle 08.12.2011 tarihinde işlemden kaldırıldıktan sonra yenilenen dosyanın 10.09.2015 tarihli celsede ikinci kez takipsiz bırakılması nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun/HMK) 150 ve 320/4 maddelerine göre davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
    Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:
  7. Gebze 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
  8. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 28.03.2016 tarihli ve 2015/23927 E., 2016/4306 K. sayılı kararı ile; “..Dava, ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
    Mahkemece, bozma sonrası yapılan yargılamada Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150. maddesinin 5. fıkrası gereği davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
    01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Tarafların Duruşmaya Gelmemesi, Sonuçları ve Davanın Açılmamış Sayılması” başlığını taşıyan 150. maddesinin 1. fıkrasında “Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir.” hükmüne, 4. fıkrada “Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır.” hükmüne ve 5. fıkrada da “İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır.” hükmüne yer verilmiştir.
    Davaya konu somut olayda; davacı vekili uyap sistemi aracılığıyla gönderdiği e-imzalı 02.04.2015 tarihli dilekçeyle mazeretli sayılmasını talep etmiştir. Mahkemece 02.04.2015 tarihli celsede davacı vekilinin mazeretinin kabulüne karar verilerek duruşma günü 10.09.2015 tarihi olarak kararlaştırılmış, duruşma gününün UYAP üzerinden öğrenilmesine karar verilmiştir. 10.09.2015 tarihli celsede ise, davacı vekilinin duruşmadan haberdar olduğu halde hazır olmadığı, davalı Kurum vekilinin de davayı takip etmeyeceğini belirttikleri ifade edilerek, HMK’nun 150. maddesine istinaden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
    01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 320/4 bendi; “Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır” hükmü içermektedir.
    Hukuk Muhakemeleri Kanununun “hukuki dinlenilme” başlıklı 27’nci maddesi, T.C. Anayasası’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36’ncı maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkına ilişkin 6’ncı maddesi nazara alındığında davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içeren bu hakkın ve yargılamanın aleniliği ilkelerinin gerçekleşmesinin en önemli aracı duruşma yapılmasıdır. Duruşma günü celseye katılma imkanı olmayan taraf buna ilişkin mazeretini bildirip, belgeleyerek, bildirim giderlerini de yatırarak duruşmanın ertelenmesini isteme olanağına sahiptir. O halde, HMK’nun 150. maddesi kapsamında duruşma tayin edilerek, usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan yalnız biri duruşmaya katılırsa gelmeyen tarafın geçerli mazeret gönderip göndermediği, gerekli masrafın karşılanıp karşılanmadığı incelenerek; gelen tarafın bu mazeret dilekçesine karşı beyanına göre, dosyanın işlemden kaldırılmasına ya da kaldırılmamasına karar verilecektir. Ne var ki, anılan hususların uygulanabilmesi için, her şeyden önce tarafların usulüne uygun davet edilmiş olmaları gerekmektedir.
    6100 sayılı HMK’nın uygulama alanını, adli yargı ilk derece hukuk mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinde tutulacak kayıtlar ile yazı işleri hizmetlerinin yürütülmesi ve bu işlemlerde UYAP’ın kullanılmasına dair usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkartılan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 52. maddesi gereğince tebligat işlemleri 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile Tebligat Kanunu uyarınca çıkarılan yönetmeliklere göre fiziki ya da elektronik ortamda yapılacaktır. Elektronik tebligat usulünün düzenlendiği Tebligat Kanunu’nun 7/A maddesindeki düzenleme ve Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümleri de dâhil olmak üzere, Tebligat Kanunu ve çıkarılan Tebligat yönetmeliği hükümleri incelendiğinde; duruşma gününün UYAP’tan öğrenilmesi usulünün uygulanabileceğine yönelik bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir. Kaldı ki, davacı vekilince sunulan mazeret dilekçesinde duruşma gününün sistemden öğrenileceğine dair bir talep bulunmadığı gibi talep olsa dahi mahkemece bu yönde bir karar verilemez.
    Somut olayda; davacı vekilinin 02.04.2015 tarihli celsede davacı vekilinin mazeretinin kabulüne karar verilerek duruşma günü 10.09.2015 tarihi olarak kararlaştırılmış, duruşma gününün UYAP üzerinden öğrenilmesine karar verilmiş olmasına rağmen, davacı avukatına duruşma gününün tebliğ edilmediği anlaşıldığından, davacı vekilinin duruşma gününden haberdar edilemediğinin kabulüyle; yeniden duruşma günü bildirilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken aksinin kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde; davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
  9. Gebze 2. İş Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli ve 2016/524 E., 2016/741 K. sayılı kararı ile; bozma kararında davacının mazeret dilekçesinde duruşma gününü Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden öğreneceğine ilişkin bir talebinin bulunmadığı belirtilmiş ise de, 02.04.2015 havale tarihli mazeret dilekçesinde davacı vekilinin duruşma gününü UYAP’tan öğrenmesine karar verilmesini talep etmiş olduğu, bu durum karşısında mazereti kabul edilen davacıya yeniden duruşma gününün tebliğine gerek bulunmadığı, bu nedenle 10.09.2015 tarihli duruşmaya mazeretsiz olarak katılmayan davacı vekili üçüncü kez davayı takipsiz bıraktığından davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
  10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

  1. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mazeret dilekçesinde duruşma gününü UYAP’tan öğreneceğine ilişkin talebi bulunan ve mazereti kabul edilen davacı tarafa yeni duruşma gün ve saatini gösterir tebligatın gönderilmesinin gerekli olup olmadığı, duruşma gününün UYAP’tan öğrenilmesine yönelik ara kararın tebliğ mahiyetinde kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

  1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Hukuki dinlenilme” başlıklı 27. maddesi ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesi nazara alındığında davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahiptirler.
  2. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır.
  3. Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içeren hukukî dinlenilme hakkının ve yargılamanın aleniliği ilkelerinin gerçekleşmesinin en önemli aracı duruşma yapılmasıdır.
  4. Duruşma günü celseye katılma imkânı olmayan taraf buna ilişkin mazeretini bildirip, belgeleyerek, bildirim giderlerini de yatırarak duruşmanın ertelenmesini isteme olanağına sahiptir.
  5. O hâlde duruşma tayin edilerek, usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan yalnız biri duruşmaya katılırsa gelmeyen tarafın geçerli mazeret gönderip göndermediği, gerekli masrafın karşılanıp karşılanmadığı incelenerek; gelen tarafın bu mazeret dilekçesine karşı beyanına göre, dosyanın işlemden kaldırılmasına ya da yargılamaya devam edilmesine karar verilecektir. Anılan hususların uygulanabilmesi için, her şeyden önce tarafların usulüne uygun davet edilmiş olmaları gerekmektedir.
  6. Bu bağlamda tebligat, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa ile güvence altına alınan iddia ve savunma hakkının tam olarak kullanılmasının zorunlu unsurudur.
  7. Savunma hakkının temelini teşkil eden hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma ilkesinin en önemli görünümlerinden biridir. Bu hakkın ihlal edilmemesi için yapılan bildirimin Tebligat Kanununa uygun olması gerekir.
  8. Muhatap usulüne uygun olarak yapılacak tebligat ile açılan davadan zamanında ve tam olarak haberdar olur. Bu nedenle tebligat, yapıldığı tarihte yürürlükteki tebligat mevzuatına aykırı yapılmışsa, sadece tebligat hukukuna aykırı davranış söz konusu olmaz; aynı zamanda hukukî dinlenilme hakkı da ihlal edilmiş olur.
  9. Yazı işleri hizmetlerinin yürütülmesi ve bu işlemlerde UYAP’ın kullanılmasına dair usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkartılan 03.04.2012 tarihli ve 28253 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 52. maddesi ile 06.08.2015 tarihinde 29437 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 2012 tarihli Yönetmeliği yürürlükten kaldıran Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 212. maddesi gereğince tebligat işlemlerinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu (Tebligat Kanunu) ile Tebligat Kanunu uyarınca çıkarılan yönetmeliklere göre fizikî ya da elektronik ortamda yapılacağı düzenlenmiştir.
  10. Tebligat Kanunu’nun “Tebligatın yapılması” kenar başlıklı 1. maddesinde elektronik ortam da dâhil tüm tebligatların bu Kanun hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü veya memur vasıtasıyla yapılacağı; “Tebligatın memur vasıtasıyla yapılması” kenar başlıklı 2. maddesinde ise özel hüküm bulunması hâlinde tebligatın kendi memurları veya mahalli mülkiye amirinin emriyle zabıta vasıtasıyla yaptırılacağı kabul edilmiştir.
  11. Tebligat Kanunu anlamında elektronik tebligat, PTT tarafından kurulan ve işletilen UETS’den (Ulasal Elektronik Tebligat Sistemi) alınan elektronik tebligat adresine, tebligat yapabilecek mercilerin, tebligatın mevzuatına uygun bir şekilde yapabildiği tebligatı ifade eder (Albayrak, H.: Tebligat Hukuku, Ankara 2021, s.48).
  12. Tebligat Kanunu’na 11.01.2011 tarihli ve 6099 sayılı Kanun’un ikinci maddesi ile eklenen 28.02.2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun ile değişik “Elektronik tebligat” kenar başlıklı 7/a maddesi ise;
    “Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.
    1. 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar.
    2. 5018 sayılı Kanunda tanımlanan mahallî idareler.
    3. Özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan fonlar ve kefalet sandıkları.
    4. Kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri.
    5. Sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar.
    6. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları.
    7. Kanunla kurulanlar da dahil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri.
    8. Noterler.
    9. Baro levhasına yazılı avukatlar.
    10. Sicile kayıtlı arabulucular ve bilirkişiler.
    11. İdareleri, kamu iktisadi teşebbüslerini veya sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları; adli ve idari yargı mercileri, icra müdürlükleri veya hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birim.
      Birinci fıkra kapsamı dışında kalan gerçek ve tüzel kişilere, talepleri hâlinde elektronik tebligat adresi verilir. Bu durumda bu kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.
      Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.
      Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.
      Bu Kanun uyarınca yapılan elektronik tebligat işlemleri, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi üzerinden yürütülür. Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, sistemin güvenliğini ve bu sistemde kayıtlı verilerin muhafazasını sağlayacak her türlü tedbiri alır.

      Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir” şeklinde düzenlenmiştir.
  13. Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in “Tebligatın yapılması” kenar başlıklı 4. maddesinde “2 nci maddede belirtilen merciler tarafından yapılacak tüm tebliğler, bu Yönetmelik hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü (PTT) veya memur vasıtasıyla yapılır.” hükmü “Elektronik tebligat” kenar başlıklı 12. maddesinde ise “Tebligatlar, elektronik yolla yapılabilir, zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Yönetmelikte belirtilen usullerle tebligat yapılır. Elektronik yolla tebligata ilişkin usul ve esaslar buna ilişkin yönetmelikle düzenlenir.” hükmü mevcuttur.
  14. Bu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere elektronik tebligat usulünün düzenlendiği Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesindeki düzenleme ve Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümleri de dahil olmak üzere, Tebligat Kanunu ve çıkarılan Tebligat Yönetmeliği hükümleri incelendiğinde duruşma gününün UYAP’tan öğrenilmesi usulünün uygulanabileceğine yönelik bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
  15. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 17.01.2018 tarihli ve 2017/14-1760 E., 2018/43 K.; 19.03.2019 tarihli ve 2017/12-343 E., 2019/323 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
  16. Somut olayda ölüm aylığı bağlanması talepli açılan davada yapılan duruşmalar sürecinde davacı vekili tarafından 04.11.2008, 03.03.2009, 27.10.2009 tarihlerinde mazeret dilekçeleri verildiği, mahkemece mazereti kabul edilerek dilekçe ekindeki pullardan masrafı karşılanarak yeni duruşma gününün davacı vekiline tebliğ edildiği, 29.04.2010 tarihinde davacı vekilinin mazeretsiz olarak duruşmaya katılmaması üzerine dosyanın işlemden kaldırıldığı, 07.05.2010 tarihli yenileme dilekçesi ile davanın yenilenerek kaldığı yerden devamına karar verildiği, davacı vekilince 09.08.2011 tarihinde mazeret dilekçesi verilmesi üzerine mahkemece mazeretinin kabul edildiği ve duruşma günü ile saatinin masrafı ekli puldan karşılanarak tebliğ edildiği, davacı vekilince 08.12.2011 tarihinde yeniden mazeret dilekçesi verildiği, mahkemece iki kez üst üste mazeret beyanında bulunulması, duruşma gününün tebliği için masraf verilmemesi ve usulüne uygun mazaret beyanı bulunmaması nedeni ile mazeret talebi reddedilerek dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği, 09.12.2011 tarihli yenileme dilekeçesi ile davaya devam edildiği ve davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
  17. Özel Dairece davanın reddine ilişkin kararın araştırma yapılması yönünde bozulması üzerine 16.12.2014 tarihli ilk duruşmaya davacı vekilince UYAP üzerinden yeni duruşma gün ve saatini UYAP’tan öğrenme talepli mazeret dilekçesi gönderildiği ve mazeretinin kabul edildiği, 02.04.2015 tarihli ikinci duruşma günü de UYAP üzerinden yeni duruşma gün ve saatini UYAP’tan öğrenme talepli mazeret dilekçesi gönderildiği, mahkemece mazeretinin kabul edildiği ve duruşma tutanağında duruşma gününü UYAP’tan öğrenmiş sayılmasına, duruşmanın 10.09.2015 tarihinde yapılmasına karar verildiği, duruşma tutanağının 03.04.2015 tarihinde hakim tarafından elektronik imza ile imzalanarak UYAP’a yüklendiği, davacı vekiline duruşma gününün tebliğ edilmediği, 10.09.2015 tarihli duruşma günü ise davacı vekilinin mazeret dilekçesi göndermediği ve mahkemece 50 (elli) dakika beklendiği belirtilerek davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
  18. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgular bir arada değerlendirildiğinde; duruşma gününün UYAP’tan öğrenilmesi usulünün uygulanabileceğine yönelik bir düzenleme bulunmaması nedeniyle davacı vekilinin usulüne uygun davetiye ile duruşma gününden haberdar edilmediğinin kabulüyle, davacı vekiline yeniden duruşma günü tebliğ edilerek yargılamaya devam edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
  19. Ancak davacı vekilince sunulan 02.04.2015 tarihli mazeret dilekçesinde davacı vekilinin UYAP’tan öğrenme talebi bulunduğu gözetildiğinde Özel Daire bozma kararının davacı vekilinin mazeret dilekçesinde duruşma gününün UYAP’tan öğrenileceğine ilişkin talep bulunmadığına işaret eden bölümü yerinde görülmemiştir.
  20. Bu itibarla mahkemece davacıya yeni duruşma günü tebliğ edilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır.
  21. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 20.04.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.